Rize'de yaşayan ve iki çocuğunu büyüttükten sonra eğitim hayalini gerçekleştirmek için 46 yaşında üniversiteye başlayan 56 yaşındaki Sibel Kürkçü, geleneksel deri işlemeciliği sanatını öğretmeye devam ediyor.
Kürkçü, ablası ve Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı Ayfer Demir'den etkilenerek geleneksel el sanatlarına ilgi duydu. Tezhip sanatını öğrenmek amacıyla halk eğitimi kurslarına katılan Kürkçü, 4 yıllık eğitimin ardından üniversite sınavına girdi. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Geleneksel El Sanatları Bölümü'nü kazanan Kürkçü, 2018 yılında okuldan birincilikle mezun oldu.
Üniversite eğitimi sırasında deri işlemeciliğine yönelen Kürkçü, KOSGEB'in kadın girişimcilere yönelik desteğinden yararlanarak iş hayatına atıldı. Ancak pandemi nedeniyle faaliyetlerini sonlandırmak zorunda kaldı. Bu süreçte evini atölyeye dönüştürerek çalışmalarına devam eden Kürkçü, halk eğitimi merkezinde usta öğretici olarak görev yapmaya başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2023 yılında "Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı" unvanına layık görülen Kürkçü, 6 yıldır Halk Eğitimi Merkezinde verdiği eğitimlerle deri işlemeciliği sanatının yaşatılmasına katkı sağlıyor.
Rize Kültür Sanat Merkezi Deri Atölyesi'nde çalışmalarını sürdüren Kürkçü, kursiyerleriyle çanta, ayakkabı, sandalet, takı ve çeşitli aksesuarlar üretiyor. Geleneksel motiflerin yanı sıra Rize'nin simgelerini de deri ürünlerine işleyen Kürkçü, kültürel mirasın korunmasını ve kentin tanıtımını amaçlıyor.
Kürkçü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocuklarını büyüttükten sonra kendisine zaman ayırmak ve hayallerini gerçekleştirmek istediğini belirtti. Üniversite eğitiminin hayatında önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade eden Kürkçü, "Gençlerin üniversite hayatının heyecanını, 46 yaşında öğrenci olmanın heyecanını yaşadım. Başarabilmenin heyecanını yaşadım. Başarabilmek için sabah 5'lerde kalkıp, 'yeter ki ben bunun devamını getireyim' diye çalışma düzeni, programı yaptım kendime. Karşılığını da aldım çok şükür. Çok güzel yerlere de geldik elhamdülillah." dedi.
Deri işlemeciliğine üniversite yıllarında ilgi duymaya başladığını anlatan Kürkçü, "Üniversiteyi okurken deri ile tanıştım. Derinin serüveni benim çok ilgimi çekti. Deriye kendi yorumumu katabileceğimi fark ettim. Kendi fikirlerimle, kendi tasarımlarımla ilerleyebileceğimi düşündüm, keza öyle oldu." diye konuştu.
Halk Eğitimi Merkezinde usta öğretici olarak görev yapmasının kendisi için yeni bir başlangıç olduğunu vurgulayan Kürkçü, şunları kaydetti: "Kendi boş evimi atölyeye çevirdim. Arkadaşlarımla beraber bireysel çalışmaya başladım. Sonra halk eğitim serüveni başladı. 6 yıldır da halk eğitimde deri tasarımı üzerine usta öğreticilik yapıyorum. 2023 yılında ise Kültür ve Turizm Bakanlığı Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı ünvanını aldım. Kursiyerlerimi eğitimlerine devam etmeleri konusunda teşvik ediyorum. Biz hep bütün sergilerde, programlarda beraberiz. Kursiyerim olup da şu anda okuyanlar da var. Çok gurur verici bir şey. Ben yaptıysam onlar da yapabilirler. Ne olursa olsunlar, hayallerinin peşinden gitsinler. Çünkü ben hayallerimin peşinden gittim. Korkmasınlar, cesaretlensinler. Sonuca ulaşınca o duygu çok güzel, başarabilmek çok güzel. Ben herkesin de bunu başarabileceğine inanıyorum."
Kürkçü, deri işlemeciliğinde farklı tekniklerden yararlanarak çeşitli ürünler ortaya çıkardıklarını söyledi. Derinin geniş bir kullanım alanına sahip olduğuna işaret eden Kürkçü, "Çantalarda, aksesuarlarda, takılarda, kıyafetlerde, her alanda kullanabiliyoruz. Teknikleri kullanım alanlarına göre değişiyor. Dövme teknikleri, yakma teknikleri, kanaviçe tekniği, bunları bütün alanda kullanabiliyoruz. Rize'nin kültürel değerlerini tasarımlarımıza yansıtmaya özen gösteriyoruz. Rize'mizi temsilen çay bardaklarımızı yapıyoruz. Çay bahçesini anlatan simgeleri işliyoruz. Rize'mizi dışarıdaki insanlarda sergilerde tanıtmaya çalışıyoruz." ifadelerini kullandı.