Dünya Gıda Güvenliği Günü kapsamında yapılan açıklamalarda, Türkiye'deki gıda güvenliği sorunlarının yapısal boyutlarına dikkat çekildi. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Toprak, artan enflasyonun bir halk sağlığı krizine dönüştüğünü ifade etti.
Gıda Enflasyonu ve Taklit Ürün Riski
Gıda enflasyonundaki yükselişin ve alım gücündeki düşüşün, taklit ve tağşiş vakalarını artırdığı belirtildi. Alım gücünün azalmasıyla birlikte vatandaşların kayıt dışı ve merdiven altı üretime mecbur kaldığı vurgulandı. Uğur Toprak, et, süt ve bitkisel yağ ürünlerinde içerik manipülasyonlarının yaygın olduğunu dile getirerek, "Ucuzsa vardır bir riski" denilmesi gereken bir süreçte olunduğunu belirtti.
Denetim Mekanizmalarına İlişkin Eleştiriler
Mevcut denetimlerin sıklık ve caydırıcılık açısından yetersiz kaldığı ifade edildi. İdari para cezalarının büyük ölçekli firmalar için yalnızca bir maliyet kalemi olarak görüldüğü kaydedildi. Caydırıcılığın sağlanması adına, tekrarlanan ihlallerde üretimden men kararı, şeffaf veri paylaşımı ve bağımsız denetim mekanizmalarının hayata geçirilmesi gerektiği vurgulandı.
Çevre Kirliliği ve Halk Sağlığı Tehdidi
Sanayi atıklarının havzaları zehirlemesinin gıda güvenliğini doğrudan tehdit ettiği aktarıldı. Sanayi atıklarıyla kirlenmiş suyun kullanıldığı tarım alanlarında ağır metal birikimi ve pestisit yükünün arttığı belirtildi. Bu durumun kronik hastalıklardan kanser riskine kadar geniş bir yelpazede sağlık tehdidi oluşturduğu ifade edildi. Uğur Toprak, hava, toprak ve su güvenliği sağlanmadan gıda güvenliğinin tesis edilemeyeceğini belirtti.
Kamusal Sorumluluk ve Politika Vurgusu
Gıda güvenliğinin bir tercih değil, kamusal bir sorumluluk olduğu hatırlatıldı. Yeterli sayıda ve yetkin gıda mühendisi istihdamının önemine değinilirken, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından bir gıda güvenliği otoritesinin kurulması talep edildi. Yaşanan krizin bir denetim eksikliğinin yanı sıra politik bir tercih sonucu olduğu savunuldu.